Erdemin son damlası

Geçen ayın ortalarında İstanbul bağımsız milletvekili Ahmet Tan ile Ankara’daydık. Kırkbeş yıl önce ben bu şehirde bir günlük gazetenin Başbakanlık, Dış İşleri Bakanlığı ve Parlemento muhabirliğini çok kısa bir süre için üstlenmiş, az bir zaman sonra bırakmıştım.

Ancak o çok kısa zaman içinde devletin işleyişi, devlet adamlarının profili ve Ankara şehrinin tarihteki yeri konularında sanki gökten inmiş gibi bilgiler edinmiş, o bilgi denen şeyleri veya parça buçuk izlenimleri, yarım asra yakın korumayı başarmıştım.

Belleğimden ziyade ruhumda benekler halinde yaşayan bu izlenimlerin  bu gün hangi noktalarda bulunduğunu, eğer bunlar mayalanmışsa nasıl ve ne çeşit bir maya tutturduğunu anlamak istedim. Bir Konya ziyaretini Kuzeye doğru uzatarak Ankara’ya gittim.

Erdemin son damlası yazısını okumaya devam edin

Gözler bakıştan yoruldular

Hayal mi ? gerçek mi ? rüya  mı ?
Ya  hayalden bozma hülya mı ?
Yoksa kaçılmaz bir ceza mı ?
Bilmem ki gördüğüm eza mı ?

Beden ruha Çarptı tokatı
Ruhun
 kalmadı hiç takatı
Direndi, kıvrandı, kaskatı
Beden verdi son nasihatı

Bir zaman beraber oldular
Geçici bir barış sundular
Gözler bakıştan yoruldular
İşe son noktayı koydular
                                 *

Müzik her yerde

Müzik bir ilimdir. Eskiden  büyücülüktü. Vaktiyle Çin’de alimlerle büyücüler bir araya gelerek müzik konusunda anlaşmışlar ve canlılar arasında özel bir yeri olan İnsanın, müzik yeteneğini incelemişlerdi.

Müziği matematik ilimler arasında tasnif eden İslam uygarlığı ise olayı daha da ileri boyutlara taşımış, müziğin insan ruhu üzerindeki etkilerini enine boyuna tartışmıştı. İslam dünyasında Safiyeddin Urmevi, Abdülkadir Meragi, Ebu Nasr Farabî gibi alimler yetişmiş bunlar müziğin fizik kanunlarını bularak onu sağlam esaslara bağlamışlardı. Müzik ilmi böyle doğmuştu.

Aradan yüzyıllar geçti. İlim ilerledi, müzik de öyle… Müzik çeşitlendi. Yaşamın her köşesine ulaştı. Genel hayatın bir parçası oldu. İnsanlar anlaşmak için yazıyı resmi, plastik san’atları kullandıkları gibi müziği de beraberliğin güçlü bir aracı olarak kullandılar.

Müzik her yerde yazısını okumaya devam edin

Siyasi söylemin ahlaksızlığı

Yeniçeriler Müslüman İran’a sefer düzenlemek isteyen Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim’e karşı çıktılar: “Biz Müslüman kardeşlerimize karşı savaşmayız !” dediler. İpek yolunu kesebilmek için ordusunu İran’a göndermenin çarelerini arayan yüce hükümdar, bilginlerine haber salarak “İranlı’ların Müslüman olmadıklarını” söylemelerini istedi.

Hükümdarlarının geniş siyasi ufkuna ve içinde bulundukları coğrafyanın çıkarlarına inanmış olan bilginler, etkileri bu gün dahi görülebilen tarihin  en ağır, en acımasız  politik yalanını, en adi siyasi söylemini ve en güçlü savaş propagandasını icat ettiler : “İranlılar Müslüman değildir. Şia (dışlanma) mezhebindendir, enses ilişkilerle yaşarlar…” dediler. Bu yüz kızartıcı cümle, siyasi ve sosyal tarihin en ahlakasız söylemlerinden biri olarak tarihe geçti.

Siyasi söylemin ahlaksızlığı yazısını okumaya devam edin

özel hastahanelerde hastalar birer "endüstriyel tasarım"dır.
                                                               Nezih uzel


Son Yorumlar