Aldı Başını Gidiyor

tasavv22.jpg

Sahura doÄŸru TRT 1’de Ahmet HatiboÄŸu’nun korosu vardı, Aynı saatte TRT 2’ de de HatiboÄŸlu’nun korosu vardı…

TRT 1’ deki program dayanılmaz bir hal alınca TRT  2‘yi zapladım yine karşıma sayın HatiboÄŸlu korosu ve bu defa ortada fırıldak gibi dönen yedi semazen çıktı… Hay ceddine rahmet… Türkiye TV’leri HatiboÄŸlu iÅŸgalinde… Sayın HatiboÄŸlu meydan muharebesine çıkmış  general edasıyla koroları yönetiyor….

Sadece yönetmekle kalmıyor, tüm programlar kendi eserlerinden oluÅŸuyor.  Tüm programlar sadece Ahmet HatiboÄŸlu’nun eserlerinden oluÅŸmuyor, bu eserler ayrıca Ahmet HatiboÄŸu tarafından yeni baÅŸtan besteleniyor…. Birkaç yüzyıl öncesinden bizlere kalmış eserler dahi HatiboÄŸlu’nın isveç cimnastiÄŸi misali  durmaksızın sallanan kollarında yeni bir görünüm kazanıyor… Acaba bu tavır çaÄŸdaÅŸ denen görünümler listesinden mi zuhur ediyor…? Evvel yoÄŸidi yeni mi çıktı ?

Son zamanların müziÄŸinde “remiksâ€? denen bir ÅŸey var. Eski parçaları hızlı veya baÅŸka biçimde yeniden çalma….Acaba  HatiboÄŸlu bunu, ulusun yıllardır okuyup durduÄŸu, sevip beÄŸendiÄŸi, ruhunun kenarına koyduÄŸu tanınmış parçalara da mı uyguluyor ? Sadece uygulamakla kalmıyor o parçaları baÅŸtan sona deÄŸiÅŸtiriyor, üslub farkı desen deÄŸil, yorum desen deÄŸil, yenileme desen deÄŸil, remiks desen hiç deÄŸil…

Bu nedir ? Allah aşkına

TRT I’deki programda sayın HatiboÄŸlu yıllarca sofu Tekkelerinde okuduÄŸumuz ünlü “sâlat-ı Kemâliyye”yi, sıra vardiya dizilmiÅŸ saçı başı dağınık süslü hanımlara, dik duruÅŸlu yakışıklı beylere okuttu… Ama ne okuttu… En az Itrî’nin tekbiri kadar muazzam ve muhteÅŸem ancak onun kadar tanınmamış, o saltanatlı “Sâlat-ı Kemâliyyeâ€? yi bahriye çifte-tellisine çevirdi. Ekran başında neredeyse zil takıp “kadifeden kesesi mutfaktan gelir sesi” diye şıkırdım göbek atasım geldi…

Dinlemeceyi sona getiremeden zap’ı basınca bu sefer Semazenli Koro çıktı karşıma… Yine aynı tempo, koro Mevlevîlerin dört yüz yıllık Pençügâh “beste-i kadimâ€? inin üçüncü selam sonunu icra ediyor. Ortada semâzenler dönüyor, aralıktan gördüm sayın HatiboÄŸlu Koro’yu yine isveç cimnastiÄŸi ile yönetiyor…Ara sıra iki ayağı üzerinde zıplıyor, havalanıp sonra tekrar yeryeryüzüne düşüyor… BoÅŸluÄŸa yumruk atıyor, podyomu tekmeliyor. Bir trapezci edasıyla kendince koro’ya yön veriyor… Sazendeler O’na baksın, bakmasın dakikalarca çırpınıp duruyor.

Bu HatiboÄŸlu’na ne oldu ? Aldı başını gidiyor… Biz bir zaman beraberdik, altmışlı yılların sonu, yetmiÅŸli yılların başına kadar Konya Mevlânâ ihtifallerinde buluÅŸurduk. Mutrıbta ben kudüm, HatiboÄŸlu tanbur çalardı. Usûl bittiÄŸinde ve cümle esatiz-i nâmdar Åžahin oteli’ne döndüğünde, geceleri Åžahin oteli’nin büyük salonu gün aÄŸarana kadar ney ve tanbur sesleri ile dolardı. Yatan yatar, yatmayan kendi zevkine göre muhabbete katılırdı. HatiboÄŸlu o meclislerde tanburu ile “Durakâ€? okur herkesi mestederdi. Çok güzel “durakâ€? okurdu. Tekke musikisinin bu pek tumturaklı parçalarını ondan iyi icra eden yoktu…

Aradan yıllar geçti. Yasaklamalar hafiflediÄŸinde HatiboÄŸlu Ankara radyosu’nda ilk ilahi korosu’nu kurdu. TRT Yönetim kurulundaki Adnan Saygun korkusuna,  koroya “Tekke, ilahiâ€? falan diyemedi “Tasavvuf MüziÄŸiâ€? dedi. Böyle bir müzik türünü o güne kadar iÅŸitmemiÅŸtik. O yıllarda kimsenin bilmediÄŸi ve Tekkeleri kapayan 677 sayılı inkilap kanununun ÅŸiddetinden adını anmadığı bu müziÄŸe, biz kendi aramızda, etrafa bakındıktan sonra gizlice “ilahilerâ€?derdik.

HatiboÄŸlu’nun korku bel’ası bulduÄŸu “Tasavvuf MüziÄŸiâ€? cümlesi tuttu. Ama ÅŸimdi bu ne ? Olay kökünden kopmuÅŸ, boÅŸlukta yuvarlanıyor… Bir süre sonra aslı unutulacak, Hele bir Mevlevî ayinini “şef’in sopası” ile yönetmek ,iÅŸte bu hiç yakışmadı sayın HatiboÄŸlu… Bu hâl zât-ı âlileri’nin Konya ihtifal geçmiÅŸine ihanettir. Bir âşık musikisi olan “Mevlevî musikisi”nin temel kavramlarına ağır bir bühtandır. Bu konuya gönül baÄŸlamış pek çok insana doÄŸrudan hakarettir.

Yedi yüz yıldan bu yana mezarlarında sıra dağlar gibi yatan Mevlevî dedeleri “evliyaullah bad el mevt tasarruf sahibidir� ilkesi mucibince seslerini çıkarsalar yeridir.

Eğer çıkarmıyorlarsa onlar da “Mevlevîlikten� vaz geçsinler, eskilerin nöbeti bitsin, yenilere sıra gelsin, dünya tarihinin bu sayfası artık kapansın gitsin. 

Bu yazı Dervish kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • dr.abdullah

    sn. hatipoÄŸlu’nu bu hale getiren ANKARA dır.tarih kokmayan bu ÅŸehirde her ÅŸey mübah çünki.istanbul baÅŸka bir eda, baÅŸka bir tavırdır.istanbulda yetiÅŸmeyen birinin ezan ,mevlid,ilahi vs okuması ham meyva tadı verir.bu iÅŸin kabesi istanbuldur vesselaam…

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Haklısın Doktor. Ankara’da Hacı Bayram’dan baÅŸkası yok… O camiin Zekai Efendi isimli bir imamı vardı. Yıllarca vazifede kaldı, Tüm BaÅŸkent fukarası O’nu tanırdı. Ben altmışlı yıllarda mülakiy oldum. O tam bir Ahi idi…. Ankarayı Timur belasından sonra 11 yıl yöneten “Ahiyyan-ı Rum” dan kalma bir gönül eriydi. Ondan sonrası yetiÅŸmedi. İki kocaman cepli bir çakşırı vardı, içlerine birÅŸeyler doldurur çarşıda pazarda yoksulluÄŸu bilinenlere dağıtırdı. Hey Koca Zekai Hoca, O Ankaraydı, Ankara O’ydu benim için, yazdırma bana bunları Doktooor. Selam.

  • http://- dr.abdullah uysal

    yaz babacım bunları!kalemin de zekatı var.yazmazsanız huzur-i kibriyada sorarlar.huu

  • E.

    Kendine âşık olmuÅŸtur…

    Vaktiyle güzel durak okumuş bir adam Mîrâciyeyi nasıl o abes kılığa sokmuştu? Demek kurt ısırığı eskilerden kalma efendinin.

  • nezih uzel

    Kendine âşık olanların bu ilki deÄŸil, bende tek tek isimleri var, aralarında sonradan hidayete erenler de olduÄŸu için açıklamak yersiz olur. Bir dönemdir geçer demeli.Hani diyorsun ya “yaralarını sarıyor” iÅŸte öyle. Beden yarası geçer de ruh yarası zor…İlacı “tevhid” tedavisi “teslimiyet” Selam

  • http://www.sahinucar.net ÅŸahin uçar

    eline sağlık

  • http://www.sahinucar.net ÅŸahin uçar

    gaark gurk nidaları biraz fazlaca tekrar ediliyor bence ama yine de bu karga hikayeleri pek hoş vesselam. şahin uçar

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Sayın Şahin Uçar,
    Yorumunuz “aldı başını gidiyor” yazısının sonunda ama konu Karga”yı ilgilendiriyor. Bu Karga benzetmesi 1984′de bir ara çalıştığım “son havadis” gazetesinden kaldı. Orada baÅŸlamıştık, adı “Karga bana dedi ki”idi. O zaman tutulmuÅŸtu, ÅŸimdiki ÅŸekli de tutuluyor. Kesinlikle bilinmeyen ama yine de yazılmasında fayda görülen haberleri ÅŸaka yollu anlatma giriÅŸimidir. Fazladan gelen haberlere yer bulma gayretidir. Bu tarzı 60′lı yılların başında Milliyet’te rahmetli Abdi İpekçi ve Hasan pulur birlikte icat ettiler, adını “insanlar ve olaylar” koydular…Milliyet’te hep deÄŸiÅŸik ÅŸeyler olsun derlerdi ya, bu da öyle bir uçuk gayretle ortaya çıktı. Mevcudu geliÅŸtirmek ve saÄŸlamlaÅŸtırmak yerine yeniliÄŸe meraklıydılar. Hasan “insanlar ve olaylar”ı kırk yıldır sürdürüyor. Bizim karga daha 23 yıllık… Aşırı “gak…guk”lardan ben de sıkıldım,olabildiÄŸince azalttım. Ama daha fazla azalmıyor. Selamaleyküm.