Nasıl Mevlevî oluruz ?

Mevlevîlikle ilgili bir soru ve cevap. Arzediyorum: 

Şimdi konuya dergahlardan başlayalım Sayın Uzel kesinikle size katılıyorum dergahlar ilim irfan yuvalarıydı insanı kamil yetiştirirlerdi ülkenin en önemli insanları dergahlardan yetişmedir neden böyle bir karar alındı ? tabii zamanın şartlarını bilmiyoruz şöyle bir rivayette var o zamanlar gerçek post sahibleri azalmış taklitçiler posta oturunca Atatürk’te dergahları sırlamış ama ben ihtimal vermiyorum.
Gelelim Mevleviliğe zaman içinde her tarikat gibi kendi içinde erezyona uğradı kadın semazenler, Hz Pir görüşlerini kendine göre yorumlama, şeriatı önemsememe “gel ne olursan gel” kelamını sakız gibi söylenmesi gibi. Altaylıya demiştiniz, Mevlana bir neşedir, ben inanıyorum, ağaç ne kadar budanırsa o kadar fazla verir .

O zamanın şartlarını biliyoruz: Karar “Takrir-i sükûn devri” denen fevkalade nazik bir siyasi dönemin eseriydi. Adeta bir hükümet darbesiydi. Kürt isyanı olayları ile bağlantılıydı. Postnişinlerin sahtesi elbette vardı, allaüalem ama postnişin sahte diye postu yakmak gerekmezdi. Tekkeleri kapamak da öyle… Cami hocalarının kötüsü yok muydu ? neden camileri kapamadılar ?
 
Mevlevilik erozyona uğramadı, belki “Mevleviyiz” diyenlerin bir kısmı erozyona uğradı. Şeriati önemsemeyeni Mevlevî saymayınız. Mevlevîlik şeriat tamamlandıktan sonra gelir. Mevlevîlik ince Müslümanlıktır. Önce dinin hükümlerine uyacaksınız, sonra aşkınız galip gelirse, Mevlevi olursunuz. Şart değildir, tercihe bağlı, bir ruh neş’esidir. Bir rehberiniz yani şeyhiniz olacak. Ahmet Yesevî “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” dedi. Bu işin şakası yoktur.
 
Şeriatte yasak olan tarikatte küfürdür, şeriatte küfür olan tarikatte cinayettir. Namaz kılmayana tarikat yok… İbadette herkesin kusuru olabilir. Allahüalem, ama dini ve ibadeti küçümseyen dinden çıkar. Dini sollayıp tarikate sarkan ruhen satanist olur. Kendi keyfine uygun tarikat uydurur. Böyleleriyle kesinlikle Mevlevilik v.s. konuşmayınız. Onları kendi kişisel hallerine bırakınız. Onlar başka bir dalga boyunda kendilerince  yaşıyorlar. 

Kadın semâzenler sorusu “kadın Mevlevî olur mu ?” sorusu ile karışıyor, bu mesele çok yenidir, henüz tartışılmadı. Kadın Mevlevî olur, şeyh bile olur. Olmuştur. Afyon’da Sultan Divanî’ nin kızı Güneş Hatun postnişindi. Kadın eskiden tekkelerde kafes arkasındaydı, şimdi kafesler kalktı, kadın semâhâneye indi. Mutrıba çıkabilir ama erkeklerle birlikte semâ edemez. Semâhânede olmaz.

Bu yazı Altın Sorular kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • Hüseyin Yavaş

    Efendim dergahları kapatılma sebebi ne olabilir?Bu kararı tek başına Gazi Paşa mı aldı?

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Dergahların kapatılması 1925 Şeyh Sait isyanından sonradır. Diyarbakır Şark İstiklal Mahkemesi Şeyh Said’in asılmasından bir gün sonra 29 haziran 1925′te bölgesinde “şer ve fesat yuvaları” olarak adlandırdığı tekkeleri yetkisi olmadığı halde kapatıyor. TBMM’de bundan beş ay sonra çıkardığı bir kanunla Tekke yasağını tüm ülkeye yayarak kanunlaştırıyor. Bu konu ile ilgili kısa bir kronoloji sunuyorum. Saygılarmla:
    yıl.1925
    13 şubat, Ergani ilçesine bağlı Piran köyünde Şeyh Sait isyanı başlıyor.
    21 şubat, Fethi Okyar hükümeti sıkı yönetim ilan ediyor.
    23 şubat, Kış ovası çatışmasında ordu geriliyor.
    3 mart, Fethi Okyar istifa ediyor, İnönü hükümeti kuruluyor.
    4 mart, Takrir-i sükun kanunu Mecliste kabul ediliyor.Diyarbakır Şark İstiklal Mahkemesi kuruluyor.
    7 mart, Şeyh Sait 5000 kişiyle Diyarbakır’ı kuşatıyor.
    26 mart, Ordu Diyarbakır harekatında başarılı oluyor.
    15 nisan, Şeyh Sait yakalanıyor.
    28 haziran, Şeyh Sait ve 47 kişi asılıyor.
    29 haziran, Şark İstiklal Mahkemesi savcısı Süreyya Örgeevren bölgedeki tekke ve zaviyelerin “Menba-i şer ve fesat” yuvaları sayarak kapatılmasını istiyor.
    30 ağustos, 1925 Atatük Kastamonu’da : “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” diyor.
    13 aralık 1925, 677 sayılı kanunla TBMM “tekke ve zaviyeleri kapatıyor. Bu kanun şöyle:

    TEKKE VE ZAVİYELERLE TÜRBELERİN SEDDİNE VE
    TÜRBEDARLIKLAR İLE BİR TAKIM UNVANLARIN
    MEN VE İLGASINA DAİR KANUN (1)
    Kanun Numarası : 677
    Kabul Tarihi : 30/11/1925
    Yayımlandığı R. Gazete: Tarih : 13/12/1925 Sayı: 243
    Yayımlandığı Düstur : Tertip: 3 Cilt: 7 Sayfa: 113

    Madde 1 – Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle gerek mülk
    olarak şeyhının tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan
    bilümum tekkeler ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük ve
    tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir. Bunlardan usulü mevzuası
    dairesinde filhal cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir.
    Alelümum tarikatlerle şehlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çele-
    bilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük
    ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan
    ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası
    memnudur. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde salatine ait veya bir tarika veyahut
    cerri menfaate müstenit olanlarla bilümum sair türbeler mesdut ve türbedarlıklar
    mülgadır. Seddedilmiş olan tekke veya zaviyeleri veya türbeleri açanlar veyahut
    bunları yeniden ihdas edenler veya ayını tarikat icrasına mahsus olarak velev
    muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunla-
    ra mahsus hidematı ifa veya kıyafet iktisa eyleyen kimseler üç aydan eksik olma-
    mak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdiile cezalandırı-
    lır.
    (Ek: 10/6/1949 – 5438/1 md.) Şeyhlik, Babalık ve Halifelik gibi mensupları
    arasında baş mevkiinde bulunanlar altı aydan az olmamak üzere hapis ve 500 lira-
    dan aşağı olmamak üzere ağır para cezasından başka bir yıldan aşağı olmamak üze-
    re sürgün cezası ile cezalandırılırlar (1).
    (Ek: 1/3/1950 – 5566/1 md.; Değişik: 7/2/1990 – 3612/5 md.) Türbelerden Türk
    Büyüklerine ait olanlarla büyük sanat değeri bulunanlar Kültür Bakanlığınca umu-
    ma açılabilir. Bunlara bakım için gerekli memur ve hizmetliler tayin edilir.

    Madde 2 – İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.
    Madde 3 – Bu kanunun icrasına Vekiller Heyeti memurdur.
    Düstur tertip No. 3. cilt 7. s. 113.

  • Hüseyin Yavaş

    En çok üzüldüğüm Atatürk’ün sözleri, yani inanların Allah demelerinin sana ne zararı vardı ? onların işi alışverişi Hak ile idi, sen geldin onları kapattın oldu mu ya. Ölüden medet ummak, o ölü dedikleri her an zevki manevi nazdalar, onlar hay’dır ne ölüsü ? İstanbul Çanakkale ve niceleri nasıl alındı ? acaba dervişlerle, sonra onlara taş at oldu mu ya. Türbeleri kapattı ama kendisi türbe oldu, ondan medet umuyorlar acıyorum. Bugün ülkemizdeki kültür yozlaşmasının başlıca sebebidir dergahların kapanması ne yani derviş olan medeni olmaz mı ? bilimi takip edemez mi? Vallahi Cenab-ı Hak zümreyi zakirini tahsisen yaratmıştır, onlarda akıl eksiği olmaz, fazlası olur. Ama bunu nâdan bilmez dânâ bilir selam ve saygı hürmetlerimle.

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Tekkeler Osmanlı İmparatorluğu zamanı bir devlet kuruluşuydu. Bütçeleri ve tahsisatları vardı. Bu yerlerde görev yapan şeyhlere devlet maaş ödüyordu. Osmanlı yıkılıp yerine laik Cumhuriyet kurulduğunda bu düzen bozuldu. Devletin adını “laik” koyduktan sonra o devletin bir dini-tasavvufi kuruluş olan tekkeleri eskisi gibi koruması beklenemezdi. Bu yüzden kapandılar. Ancak devlet tekkelerin kapısını kapadı, ocağını söndürdü,düzenini bozdu, mensuplarını hapislere attı ama ruhuna dokunamadı. Kanundan 80 yıl sonra siz,biz ve çocuklarımız yetiştiler. Biz nereden yetiştik ? Kimse neş’esini bozmadı. Herkes yine mürşidini buldu. Ben tekkelerden kalan kültürü okuyup öğrenmek ve o “hayy” olan “naz ehli” kişileri bulmak için bir ömür harcadım. Onlara “ölü” diyenlerin kendilerinin “ölü” olduklarını öğrendim. Ben kendisine yetişmedim ama şu anda İskilipli Atıf Hoca yaşıyor. Kel Ali denen sergerde ise tarihin çöp tenekesine atıldı. Yıllarca devlet ve laik arkadaşlarım benim peşime düştüler ama diş geçiremediler. Bir tarihte İsviçrede hastalanan Darkavi büyüklerinden İbrahim Titus Bruckhart’ı ziyarete gitmiştik. Üstad bana-Türkiyede mürşid var mı ? diye sormuştu. Ben -Tabii ki var, güneş balçıkla sıvanır mı ? deyince efendi hasta yatağından kalktı boynuma sarıldıydı. Sır tecelli eder efendim. Etraf boş değil. Hakk’ın rızası olan şey yok olmaz. Olmadı. Olmayacak. Müsterih olunuz.

  • Hakkı Farukoğlu

    Nezih amca, inşirah verdin. Bin yaşa…

  • Çınar

    Vallahi sizi okumak insana ayrı bir neşe veriyor.Allah başımızdan eksik etmesin.Sizleri geç bulduk bizi sizsiz bırakmayın.Ne olur bu anılarınızı bir kitap haline getirseniz de bizler ve çocuklarımız,yeni yetişen gençlik bunlardan istifade etse ve kültür yaşasa…

  • isfendiyar dark

    güzel yazınız ve yorumlarınız için teşekkür ederim.

    “Dini sollayıp tarikate sarkan ruhen satanist olur”, ne kadar yerinde bir söz.

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Bir din felsefesi şekli olan “Tasavvufu” evrensel düşünürseniz yolunuza sofizm çıkar. Bu bir çeşit dinsiz tasavvuftur. Başta Amerikan sofileri olmak üzre pek çoğunu vaktiyle tanımıştım. Amerikada bir grup insan zaroastriyen ayinlerle zerdüşt dinine tapıyordu. Bir başkaları Hint gurularının peşindeydi. Daha o zaman yumurtaları döllenmişti, Sonra Hintlilerin larvaları hareketlendi. Şimdi hepsi yeni dünya düzenine hazırlanıyorlar. Yakında kabukları kırıp zarları yırtıp kanatlanacaklar, bakın o zaman ne çeşit iblis meşreb sufiler saracak dünyamızı… Carl Gustav Young’un arketipleri yanında tavşan yavrusu gibi kalır. Aslında her türlü esotorik ve sufi akımlar deli icadıdır. Bunlar bir disiplinine girmedikçe insanın boynuna engerek yılanı gibi sarılır. Deliliğe yakışır. Bu yolda satanizm de sofizmin bir koludur. En uygun disiplin din’dir. Din kurtarıcıdır.Dünyada mülga olup da yine ortada görünen her türlü geçerli dinsel disiplin bu korkunç canavarı dizginlemeye yegane yetenekli paralel harekettir. Başka hiç bir şey onu hizaya sokamaz, yararlı kılamaz. Zincirden boşandı mı önüne geçilmez. Aman dikkat.

  • Muhtefi

    Sadece Mevlevî Dergahlarının değil,tüm tekke ve zaviyeler ile türbelerin seddi, “Toplumsal Afazi” diyebileceğimiz geçmiş ile hafızaya dair tüm bağların kopartılmasına ilişkin projenin adımlarından sadece biriydi.Tevhid-i Tedrisat kanunundan sonra, tekke ve zaviyelerin ilgası ile türbelerin seddi,zaten beklenen ancak ilk sırada olacağı tahmin edilmeyen bir hareketti. Şeyh Sait isyanı bu hareketi hızlandırmıştır sadece. O kadar.
    Medreselerin kapatılmasını takip eden süreçte Tekke ve Zaviyelerin ilgası,Türk Musikisi’nin yasaklanması,Dinde reform adı altında yapılanlar,Kılık kıyafet devrimi,Harf Devrimi ve son iki adım olarak soyadı kanunu ile güya medeni kanunun ithali bu hareketin safhalarıydı,tatbik edildi.
    Tekke ve Zaviyelerin ilgası ile türbelerin kapatılmasına ilişkin kanun henüz yürürlüğe girmeden Atatürk ile Hamdullah Suphi Tanrıöver arasında geçen şu konuşma manidardır:
    Hamdullah Suphi; Atatürk’e “Paşam;Türbeleri kapatacağız derken köşe başındaki halkın evliya telakki edip mum yaktığı türbeler mi kapanacak? Yoksa Yavuz gibi,Barbaros gibi büyük zatları türbeleri de buna dahil mi?” diye sorduğunda şu cevapı alır:
    “Hepsini kapatacağız Hamdullah Bey..Ben sizin meramınızı anlıyorum. Ama siz bana 15 sene verin. 15 sene sonra gelin,istediğiniz türbenin anahtarını alıp entari giyip türbedarı olun..”
    Mesele açıktır: Atatürk 15 senede halkın dimağına işlenmiş Tekke-tasavvuf kültürünü 15 senede kazıyacağını düşünmüştü. Ancak 15 sene değil,aardan 25 sene geçtikten sonra devlet (Demokrat Parti ile beraber) tarikat temsilcileriyle pazarlığa başlamıştı bile. Ancak tabii sözkonusu olan sadece oy potansiyeli yüksek beli başlı tarikatlardı ve tamamen siyasete mebniydi. Tasavvuf-tekke kültürü halkın hafızasından silinemedi,ancak epeyi örselendi.
    Osmanlı’nın yıkıldığı,Osmanlı neslinin Cumhuriyet’e intikal ettiği o devre bir bakın. Tarih’ten Edebiyat’a,Hüsn-i Hatt’tan Mûsîkî’ye, Ebru’dan sanatın nice dalına damga vurmuş her zâtın muhakkak bir tarikat ile irtibatı vardır. Ya Şeyhtir,ya münteibdir,ya muhibdir. Bu halde o hafızanın afaziye kurban gitmesi zaten muhaldi. Denendi,tutmadı..Açılan gedikler baki kaldı. Olan biten bundan ibaret.
    Son olarak yine Hamdullah Suphi’nin başrolünde olduğu bir hatıra :
    ” Hamdullah Suphi Tanrıöver, tek parti (CHF) hükümetinin Maarif Vekilliği’ni yaptığı yıllarda Bükreş’te elçi olan Yugoslavya’nın büyük şairlerinde birini İstanbul’a davet eder. Gayesi İstanbul’un güzelliklerini gösterip şiir yazdırtmaktır. Bunun için dolaşırken Süleymaniye Camiî’ne de uğrarlar. Camiden çıktıktan sonra şair ve iki arkadaşı, böyle muhteşem camiyi yaptıran “Muhteşem Süleyman” Kanunî’nin türbesini ziyaret etmek isterler. Bu istek karşısında Hamdullah Suphi’nin rengi değişir, benzi atar. Çünkü o dönemde mâziyi hatırlatacak herşeyin izleri silinmeye çalışıldığından, türbelerin kapısına kilit vurulmuştu. Hamdullah Suphi sonunda: “Biz bir müddet mâzi ile alâkamızı kesmek istedik. Onun için türbeleri kapattık.” diyerek gerçeği açıklamak zorunda kalır. Misafirler çok şaşırır. Tuhaf tuhaf birbirine bakıp: “Ciddi mi söylüyorsunuz?” diyerek şaşkınlıklarını bir müddet üzerlerinden atamazlar. Daha sonrada şu ibretlik sözleri söylerler: “Tarihi olmayan milletler, tarih huzurunda esâtir ve efsane uydurarak kendilerini tatmin ederler. Sizin büyük bir tarihiniz var. Bu tarihi yapanların türbelerini nasıl oluyorda kapatabiliyorsunuz?!”
    CHP Yedinci Kurultay Tutanağı, s. 403

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Menderes döneminde İstanbul Üniversitesi’nin ünlü rektörü Sıddık Sami Onar bir makalesinde 677 sayılı kanunun “inzibati mahiyette olup zamanla hükmünün zayıflayacağı” görüşünü ileri sürmüştü. Bu görüş haklı çıkmıştır. Kanun “büyücülük, üfürükçülük” derken insanların özel hayatına da girmeyi hedeflemiş ama bunu başaramamıştır. Adı geçen kanun uzun yıllardan beri “ihbarla” yürütülmektedir. Yani efendim, kafasına beyaz takke giyip geceden bir tarikat ayinine katılan bir savcı, ertesi günü bir ihbarla karşılaşırsa, akşam misafiri olduğu tekkeyi polisle basıp dava açabilir. Böylesine “hukuk garabetleri” işlemeye meyyal bir kanundur o… Kanundur, uyarız ama şu çağda artık bu olay bir “sosyal komedi” den ibarettir. Geçtiğimiz aylarda Konya’da bir grup semazen sadece İç İşleri Bakanlığı yüksek bürokratlarının bulunduğu bir salonda Mevlevi ayini icra ettiler. Toplantıdan sonra TC Emniyet genel Müdürüne şaka yollu -Bunları tevkif etsene…dedim -O eskidendi… dedi. Selam.

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Muhterem efendim, türbeler meselesine gelince. Savaşın ünlü Fahreddin Altay Paşa’sının bir teklifi de şuydu : “Padişah türbelereinin tamamının açılarak kemiklerinin ayrı ayrı torbalara konması ve bunların Kanuni veya Fatih türbesine gömülmesi…” Bunu sanırım adı geçen Parti Kongresine yazılı olarak teklif etmiş. Paşa demek istiyor ki Fatih ve Kanuni’nin dışında tüm padişahlar haindir, mezar ve türbe sahibi olmaya hak kazanmamışlardır. Bu muhterem Paşa’mızın Bağdad’ı ele geçirdikten sonra tüm kütüphaneleri, türbeleri, mezarlıkları yakıp, yıkıp tarumar eden putperest Hülagü’dan ne farkı var ?

  • SERKAN AYTAÇ

    Nezih bey sizi yeni tanıdım ve çok memnun oldum ben eskişehirde ikamet etmekteyim ve mevlevilikle ilgili birilerine ihtiyacım var acaba eskişehir de bana bu konuda yardım edebilecek birilerini tanıyormusunuz.
    teşekkürler

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Eskişehir’de Odun Pazarı’nda “Kurşunlu Camii” var. Burası eski Eskişehir Mevlevîhânesidir. Günümüzde Cami olarak kullanılıyor. Müezzin Mahfilinin arkasında celi talik yazı ile “Ya Hazreti Mevlânâ” yazılıdır. Binanın arkasında Mevlevîhânenin kurucusu Hasan Dede’nin ve birkaç Mevlevî büyüğünün kabri vardır. Burayı ziyaret eder vakit namazı kılar İbadet ve salavat-ı şeriflerden sonra Cenabı Mevlânâ ve burada hizmet görmüş değerli kişilerin ruhlarına birer fatiha gönderirseniz bu hizmet nasib olduğundan dolayı sizi Mevlevî neş’esine sahip kişi olarak tanırız.Hakk (C.C.) Niyetinizi makbul ve daim kılsın.Sonrasında rehberiniz Hakk’a teslimiyet, yolunuz tevhid, mürşidiniz Mesnevî’dir. Aşk üzre daim kalın.

  • mahmut can yağmurdur

    Merhabalar
    Bu forumda insanların buluşması gösteriyor ki ilm-i tevhid devleti daimdir. İlm-i tevhide vakıf olmaya çalışma ise hiç bitmeyecek bir çabadır. Bu ilm-i tevhid devletinin içinde ab-ı hayat suyu bir çok koldan akmaya devam edecektir. Mesele bu ilm-i tevhide doğru menbaadan ulaşmaktır. Bizlere Hz.Mevlana’nın dediği gibi doğru hem de dosdoğru hatta “ok gibi” doğru olmak düşüyor…Yüce Allah bu şekilde “sırat-ı müstakim” üzre olanlardan bizleri ayırmasın. Toplumda şu veya bu şekilde muhtelif fonksiyonları olan müesseseler “ilga” edilmişse daha sonra bunların yerini dolduracak ne gibi müesseseler ihdas olunmuştur. Bu husus, cevap bekleyen mühim bir soru olarak kalmaya devam edecektir. Muhterem Nezih Hocam’ın özellikle A.B.D’de “yeni dünya düzeni”ndeki yerlerini almaya çalışan Hind ve Zerdüşt felsefesiyle ilgili yukarıdaki yorumlarına katılmamak mümkün değil. Bugün Mevlana’yı-Yunus Emre’yi-Hace Bektaş Veli’yi kendilerince yorumlayan bir çok kurum ve kuruluş batı ülkelerinde çok sayıdadır. Biz yüzyıllardır “İslam Rönesansına” öncülük etmiş bir milletin evladı olarak bu konuda nasıl bir plan içerisindeyiz veya planın neresindeyiz? bu da cevap bekleyen ikinci mühim hususdur. Laik miyiz? seküler miyiz? Laik isek gerçekte devlete bağlanmış bir din kurumsalı ile bu tanım nasıl yapılacaktır? Bu da kanaatimce üçüncü mühim husustur.
    Günümüzde bir çok yorum okumaktayız. Bunların önemli bir kısmı tarikatların İslam Dinini bozduğunu uydurma olduğunu, Kuran’daki İslama dönülmesi gerektiğini söyleyerek adeta tasavvufsuz İslam anlayışına hizmet eder gözükmektedir. Bir kısmı ise Türkçe ezan-manzum meal v.b üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu insanlara ezan ve Kuran dilinin evrensel mesaj olduğunu bağnazlığa düşmeden nasıl anlatmalıyız?..Hasılı Tasavvuf ekollerinin geçmişte yüklendiği “irfan” sahibi insan yetiştirme fonksiyonu yeni düzenlemeye ve uygulamalara ihtiyaç duymaktadır. Öncelikle kitlelerin “irfan sahibi” insan ihtiyacını duyacak farkındalığa yükseltilmesi icap eder.
    Saygılarımla

  • ahmet miyas

    çok debdebeli cümle kurmadan kestirmeden söyleyeceğim muhterem hocam.

    üç cümle özellikle dikkatimi çekti yazılarınızda.

    1- ehli sünnet.
    2- şeriat olmadan tarikat olmaz.
    3- şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.

    Allah sizden razı olsun. Allah sizin gibi gerçek yolun gerçek temsilcilerini tanımayı tanıtmayı nasip etsin.

  • nabizar

    öncelikle selamlarımı hürmetlerimi sunarım..
    yazı ile ilgili olduğunu düşündüğüm için güncel bir konu hakkında Nezih hocamızın yorumlarını merak ediyorum..
    yazınızda tekke sahiplerinin osmanlı devletinden maaş aldıklarını belirtmişsiniz..
    geçen gün haberlerde cem evlerinde ve diğer vakıf derneklerde faaliyet gösteren alevi bektaşi dedelerinin devlet memuru kapsamına alınıp maaşa bağlanmalarının plandığı söylenmekteydi..
    peki bu devirde tarikat şeyhlerinin devletten maaş adı altında yardım almaları (adı devlet memuru konulmasa bile) sizce uygun olur mu..
    bazı şeyh efendilerin muhibbilerinden bazıları büyük makamlara geldiğinde onlardan bir şey istenmesini red ettiğini ve ancak yüksek makama gelmiş muhibbilerinin bir ihtiyacı olursa yardımcı oluruz dedikleri anlatılmaktadır.. bu hatıraları dinleyince aklıma şu sözler gelmekte; -kişi ihsanın kölesidir .. veren el alan elden hayırlıdır..
    Nezih hocam lütfederseniz yorumlarınızı beklemekteyiz.. teşekkürler..

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    ;1) Cem evlerine maaş bağlamak, cem evleri “tarikat” sayılacaksa ” bir tarikati” devlet adına ayakta tutmak olacağı için laikliğe aykırıdır. Bu yerler tarikat Sayılmayacaksa mümkündür.
    2) efendilerin kendi müritlerini kayırmaları, tarikatların birliği ilkesinin gereği ve güvenilir kişilerle çalışma ihtiyacıdır.

  • nabizar

    Peki hocam Osmanlı’daki uygulamanın amacı ne idi? Bir tarikati devlet adına ayakta tutmak mı idi amaç? bu uygulama Osmanlı’da ne zaman başladı acaba?
    Asıl sormak istediğim de şu ki; Şeyh efendilerin devletten padişahdan yardım almaları (açık ya da gizli) uygun olur mu.. ilerde yani laiklik ilkesinin yumuşadığı bir dönemde mesela..

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Osmanlı devletinde tarikatlar devlet protokolüne dahildi. Osmanlı devleti tarikatlarla kuruldu, tarikatlarla gelişti. Osmanlı devletinin tarikatların bir ürünü olduğu dahi söylenebiir. Devletin ilk kurulduğu yıllarda Bursa’da devlet erkanının çoğu “Zeyni” tarikatine mensuptu. Her padişahın bir mensubiyeti vardır. Aşıkpaşa tarihinde Anadolu birliğini kuran dört unsurdan biri “abdalan” dır Bunlar ilk dervişlerdi. Kalenderi ve melami meşreb sahibiydiler. Bu hal 17. yy’a kadar sürdü. Daha sonra devlet değiştiğinde de tarikatlar güçlerini korumuşlardı. Ancak TC laik cumhuriyet kurulunca ortadan kaltılar. Osmanlı ile doğmuşlardı, osmanlı ile yok oldular. Bu gün Türkiye’de faliyet gösteren tarikatlar resmi değildir, laiklik açısından da illegaldir ve devlet desteği onlar için söz konusu olamaz. Slm.

  • nabizar

    bahsettiğiniz devlet-tekke ilişkisi bu devirdeki laik sistemde yetişmiş bir çok kişi için kavranılması güç bi olguymuş, şaşılacak bir durummuş gibi gelebilir..
    Bu milletin maddi manevi değerleriyle var olabildiğini ve bunlarla yükselebildiğini anlayabilmiş bir yönetim sistemiyle huzura ermek ümidiyle… aleyna ve aleykümselam…

  • derya

    sayın yetkili, öncellikle hayırlı ramazanlar. izmitte ikamet etmekteyim ve buralarda mevlevi kültürü ile iştikal etmem için bana yardımcı olacak kimseler varmıdır öğrenme isteğindeyim. istanbulda olabilir. kadın olduğum için seni almazlar düşüncesinden beni kurtarın. dualarım sizinle.