Gerçekleri saklama gücümüz

Türkiye ve Türkler hakkında yabancı devletlerin düşüncelerini biz Türk halkına hiç bir zaman söylememişizdir. Ne yazarlarımız, ne çizerlerimiz ne liderlerimiz, ne de devlet adamlarımnız bu konuda hiçbir ip ucu vermemişlerdir. Herşeyin güllük gülistanlık, herkesin Türk dostu ve yeryüzünde yaşayan her kavmin Türke hayran olduğunu yıllar boyu anlatmışlardır.

Bu gelenek basında benim bildiğim zamanlarda tüm şiddeti ile hüküm sürüyordu. Kore savaşı biteli iki yıl olmuştu. O sırada ben onyedi yaşındaydım. Gazetecilik heveslisi pırpır bir gençtim. Bir gün ünlü yokuşu tırmanırken zamanın meşhur gazetecisi Hikmet Feridun Es ile karşılaştım. Bu zat yeni kurulan ve sansasyon arayan Hürriyet gazetesinin savaş muhabiriydi. Kore savaşını izlemiş Türk okuyucusuna harikulade savaş hikayeleri, efsane kahramanlıklar ve fantasmalarla dolu bir Uzakdoğu resmi sunmuştu. Dünyalar benim olmuştu. Tanıştık ve sonraki yıllarda pek sık görüştük.

Hikmet Feridıun bey daha sonra uzun yıllar yayınlanan ve devrinde Türkiye’nin en modern aylık mecmuası olan “Hayat Dergisi”nin başına getirilmişti. Ben de o dergiye yazılar yazıyordum. Bir gün yazı işlerinde otururken kendisine sordum: “Feridun bey Kunuri savaşı ile ilgili anlattığınız hikayeler doğru muydu ? ” Bu savaşı Türk okuyucusuna Kanuni’nin Mohaç zaferi gibi anlatan Feridun bey güldü.. Başını çevirdi, yavaş bir sesle” herşeyi karıştırma… " dedi.

Kore savaşının en büyük faciasının yaşandığı Kunuri katliamı hakkında tarihin hükmü şöyledir : “30 Kasım 1950 günü tugayımızın yarısından çoğu kaybedilmişti. Bu çetin mücadelede kahraman Türk askerleri saatlerce süren süngü savaşı sonrasında şehit düşerken, geride bulunan diğer Birleşmiş Milletler birlikleri silahlarını ve teçhizatını bırakarak da olsa kurtulabilmişti. Amerikan karargahı sonradan kendilerinde de yeterli bilgi olmadığı için Türklere bilgi veremediklerini açıklamışlardır. Amerikalılar, hava koşulları, arazi ve Türklerle aralarındaki dil sorununun yol açtığı anlaşmazlıklar yüzünden Kunuri Savaşının bir bozguna dönüştüğünü, özellikle Türkler için çok kanlı ve trajik bir şekilde sonuçlandığını söylemişlerdir. Sadece bir-iki gece süren Kunuri Savaşında Türk Tugayı 741 şehit, 2068 yaralı, 163 kayıp, 244 esir ve 298 diğer olmak üzere toplam 3514 kayıp vermiştir.”

Değerli büyüğüm, ağabeyim, gazetecilikte ustam Hikmet Feridun Es’in büyük kahramanlık hikayeleri ile Türk okuyucusuna zerkettiği Kunuri savaşının, Amerikalıların Türkçe bilmemeleri ve Türklerin de onların ne dediğini anlamamaları yüzünden Ordumuza 3500 can kaybına neden olduğunu, böylece değerli okuyucularımız aradan geçen 60 yıl sonra bu gün, şu saate, öğrenmektedirler.

Osmanlı Ordularının 11 eylül 1697 ‘de yaşadığı  büyük Zente bozgununda Sadrazam Elmas Mehmet paşa ile  Koca Cafer Paşa’nın “araziyi bilmemeleri" dolayısıyle 30 bin şehit verdiğini tarih yazıyor. Aradan geçen 263 yıl sonra “yine araziyi” bilmeyen ve bu defa dil de bilmeyen bir başka Türk komutanı, Ordumuza 3500 şehide mal oluyor.

İnşallah bundan sonraki muhtemel savaşlarda kumandanlar karargahtaki bilgisayarlardan “google earh”a dikkatlice bakar ve araziyi daha iyi görürler. Ve onları tarihe “şirin” gösterecek yalancı muhabirler çıkmaz.   

Acaba eski zafer hikayeleri de buna mı benziyordu ? Ben bu habercilik olayını gözlerimle görmüşçesine “failinden bire bir” dinlemiştim. Ben şimdi Hikmet Feridun bey’in Kore Savaşını Seul’de Amerikan Subay mahfilindeki sıcak odasından yazdığına inanıyorum. Zannedersem sonraki yıllarda Mehmet Ali Birant dostumuz da Vietnam savaşı hikayelerini Saygon’da belediye parkında kuşlara yem verirken yazmıştı.

Rabbim bu ulusu yalan yazarlardan, yalan haberlerden, hayal ürünü çapsız öykülerden, her çeşit beyin yıkamadan  ve sahte kahramanlık hikayelerinden korusun.

Bu yazı Günün Çilesi kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.
  • selime

    Amin.

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Evet değerli Selime hanım, Ulusumuzun 35oo evladını kaybettiği bir savaşın iç yüzünü öğrenmesi için 60 yıl geçmesi gerekmişti, Acaba bu gün verilen savaşların iç yüzünü öğrenmek için kaç altmış yıl gerekecektir ? Devletin başı yaşadığımız Irak faciasında “Amerika ile vizyonumuz aynı” dedi. Ne demek istediğini elli yıl sonra fakir gibi biçare bir yazarın bulup çıkaracağını ümit ederken size bir sualim var: Tasavvuf neş’esi ile yaşayan değerli bir insansınız, ben artık siyaset yazmasam da hep tasavvuf yazsam diyorum … Ne dersiniz ? Bir dervişin bu dünyanın kanlı faciaları ile uğraşması acaba yakışık alıyor mu ? Yoksa “muradı ilahidir” diyerek tevekkülle susmak mı gerekiyor ? Selam ve sevgiler.

  • selime

    Hitabınız için teşekkür ederim,

    Hangi büyük tarihçimizdi ismini hatırlayamıyorum, evine dönerken bir olaya şahit oluyor ve o olay için, şahit olan her bir insanın farklı farklı yorumları olduğunu görüyor, dönüyor gidiyor kendi tarih notlarını yırtıyor.Zira basit bir mahalle olayında bile gerçek bu kadar farklı iken, tarih kimbilir nasıldır diye düşünüyor.Bahsettiğiniz bu tarihi gerçek çok hazin ama kim bilir devam edip giden kürt olaylarında daha mı farklıdır, işte bilemiyoruz.

    Ben siz sorduğunuz için bir yanıt vermeye çalışayım, yoksa haddim değil.İktidar, güç, siyaset hep bu dünyanın konuları; kişi neye bakarsa o olurmuş, aynasını o doldururmuş.Elbette sizin aynanızı da bunlar doldurmamalı.Bunlar insanı tazeleyen, besleyen konular değil, bütünden ayırıp dertlendiren konular.Belki sadece neden bütünselliğin yitirildiğinin işaretlerinin verilmesi gereken konular.Dünyayı anlamak isteyen dervişlere onlar işaret olur, sonra herkes gelir geçer ve gider.

    Kalbiniz neş’esinden hiç ayrılmasın, selam, sevgi ve hürmetler..

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    Teşekkür ederim. Bahsetiğiniz olayı tarıhçi Ahmet Refik Altınay için anlatırlar. Hoşçakalınız.

  • Adil Bora

    Degerli Ustad, dervişin Dünyevi nosyonu var mıdır, olmalı mıdır, nedir, Dünya meseleleri sadece zevk safahat değil elbet, işte bu bahsettiğiniz konu gibi binlercesi ile cebelleşirken Rabb’im bize zorluklarla, kötüler ve onlarin şerri ile mücadele edecek maddi ve manevi kuvveti ver, ruh akil ve beden sağlıgı nasip eyle dualari ile Hak için işe mi koyulmalıyız. Yoksa benden uzak olsun bunlar benim meselelerim değil ben bir garip dervişim ne işim olur benim Kore ile Amerika ile mi diyeceğiz. Öte yandan başka birisi çıkıp da ben namaz kılıyorum her kim kılmıyor ise Hakk için ona haddini bir güzel bildirelim mertebesine vardırdığında işi, o zaman sap ile samanı kim nasıl ayıracak… Lakin siz bu güzel soruyu Sayın Selime’ye yöneltirken tevazu’nun ust mertebelerinde acep nice hallerdesiniz. Yüreğiniz ferah, yolunuz güllerle dolsun her daim. Saygılarımla,

  • Adil Bora

    Bir ekleme daha yapmalı. Bir kısım düşünür diyor ki; İnsanoğlunun ekolojik konulara el atmaları ve sanki Dünya’nın, atmosferin çevrenin bu günkü durumunda çok büyük rol oynamışlar gibi feryat figan etmeleri aslında bir megalomani örneğidir. Zira Dünya kurulduğu günden bu yana muazzam bir sistemin programı dahilinde evinip devinip tarihi tekerrur ettirmekte, cografyayi alt üst etmektedir. O insanlar gitmekte ötekileri gelmekte. Sen koltuk altına deodorant sıkmazsan, arabanın egzostuna patates tıkarsan bütün bu sorunlar bitmeyecek. Buna paralel bizim meselede de hakkıyla muhakeme yapabilen bir tasavvuf ehli diyecektir ki; Rabbim gücümün yetmediği bu meselelerde senin sonsuz tasarrufun ve ilmin vardır. Bize ne yapacagimiz yolunda yol göster, alınacak dersleri kacirmamayi nasib eyle. Amin.

  • betül

    O BİR KISIM DÜŞNMEYEN DÜŞÜNÜR EPEY DÜŞÜNMÜŞ OLMALI! O MÜKEMMEL PROGRAMA, DIŞARDAN HADDİNİ AŞAN MÜDAHALELER YOK DİMİ…SIĞ DÜŞÜNMELERİ BIRAKIP TEFEKKÜRE DALSINLAR BELKİ KENDİLERİNE GELİRLER DE EFENDİLİK SEVDALARINI BIRAKIP DA ŞÜKREDİP KUTSARLAR YARADILANI BELKİ O ZAMAN ÜZERİNE TİTREYİP, PATADES TIKAMA ÇÖZÜMLERİNİN DIŞINDA NE SALMAMA NEREYE SALDIRMAMA GİBİ ALTERNATİFLER ÜZERİNE YOĞUNLAŞIRLAR…………….. HOCAM KORKUNÇ KARGAŞALAR İÇİNDE ÖFKE DUYMAMAK PEK MÜMKÜN OLMUYOR HELEDE AŞK VARSA, SÖYLENECEK DE ÇOK ŞEY…..

  • Adil Bora

    Bulunduğunuz yerden bir adım daha yaklaşınız… Göreceksiniz ki biz orada değiliz. Tevekkül ise muradınız. Buyrunuz. Burada olmaz diyen bulunmaz. Yok tefekkür ise eğer, zaten dediğimiz “O” dur. Baki selam ve hurmetler,

  • Ayşegül Serdar

    Hocam,
    Haddim olmayarak ” Sufilik” ile ilgili bir kaç şey yazmak istiyorum. Eğer hatam varsa düzeltin lütfen.
    Derler ki sufilerin amacı insana meydan okumak değil, sadece ona daha yüksek bir hedef sağlamaktır.Sufiler kitaplarda bulunmayan bilgileri öğrenen ve öğretendir. İletici ve eğitmendir.
    Sufi ” dostun adıyla içen, daha bağ yaratılmamışken onunla şarhoş olan” dır.
    ” Hakikat ilmi, sufinin bilgisinde kaybolur
    İnsanoğlu bu sözü ne zaman anlayacak.”
    Hz. Mevlana
    Ne zaman hocam? Anlayacağız. Bizi aydınlatmaya devam ediniz lütfen. Sağolun, varolun.
    Saygı ve sevgilerimle.

  • http://www.nezihuzel.com nezihuzel

    “Hakikat ilmi” dahi Sufi’nin bilgisi içinde çok az bir yer tutar, onun yanında ummanlar kadar geniş olan Sufi’nin bilgisi herşeyin üzerindedir, diyor Kazanılan, elde edilen, çaba harcanarak ulaşılan bilgi değil. Yaradılıştan verilen bilgi, yani “Allemel esma”… biliyorsunuz, Kur’anı kerimde okuduk:insanoğlu yaradılmışları, yaradılmış da da yok olmuşları ve yeniden yaratılacakları aynı anda biliyor. Melekler de şaştı bu işe.. Bir şeytanın aklı ermedi . Kıskandı da işe çomak sokmak için ne yollar denedi, daha da deniyor, o da onun DNA’sı.. ne diyelim. Biz siz ve tüm insanoğlu işte böyle bir bilgiye sahibiz. Sufi bilgisi bu.. Pekiyi bu bilgi nerede ? saklı mı ? gizli mi ? hayır ne saklı, ne gizli. apaçık ortada. Bu Rabbin özenerek yarattığı insanoğluna emaneti olan bilgidir. Kabri Üsküdarın şerefi olan Aziz Mahmut Hudai “Güneş delil ister mi” dedi. Daha da ileri gitti: “Yaradan açık, eşya örtülü” dedi. Örtüleri kaldıran da “aşk” tır diyor Mevlana, günde yüz bin “hicap” geçerek aşka ulaşıyor. “Hicap” örtü demek… Daha ne demeli Ayşegül hanım. Eskiden bunlar can’lar arasında gizli konuşulurdu.Sır açılır diye korkardık, şimdi herşey açıldı, bakalım ne olacak..? Ancak konu o kadar derin ki uzayın boyu kadar… Sidre-i müntehaya doğru gider. Ne kadar açılsa yine geriye bir şeyler kalır. Sırlar sırlardan içeri.. Sırrı yine sır saklar, Ancak sufi bilgisi bunu çözüyor: Mevlana: “sana bir sır söyliyeceğim, herkesin içinde söyleyeceğim ama bir tek sen anlayacaksın, diğerlerine yine sır olarak kalacak ” diyor. Hoşça kalınız.

  • selime

    İşit Niyâzî’nin sözün
    Bir nesne örtmez Hak yüzün
    Hak’dan ıyan bir nesne yok
    Gözsüzlere pinhan imiş

  • Adil Bora

    Velev ki burada dile gelen sırlar yine bir sır olarak kalacak üzerini hemen zaman ve hafıza kaybı örtecek *** Selima hanim gönlünüze sağlık tam yerine rastlattınız. Hele bir de Ustad’tan dinleyince bu güzel dizeleri.. Maasselam.

  • Adil Bora

    Kunuri hakkında kimler bunları neden bilmiyor kısmını araştırıyorum. Tam bir muamma. Tesekkur ederiz.

  • betül

    afedersiniz! biz? derken….

  • Adil Bora

    8 Mart Dünya İşçi Kadınlar gününü bir St Valentine gününe donusturmeye calışanlara nispet, tüm Dünya kadınlarının evde ve işte geçirdikleri emek dolu her gün için onları tebrik eder, saygı ile selamlarım.

  • ismail

    8 Mart Dünya kadınlar günü, ne güzel bir BİDAT imiz daha oldu.